Gün 59 – devamen, devamen, devamen

İnsanın toplum içinde yaşama standartları itibariyle düşünce sistemi belirli bir kural dizisi içindedir. Çok az insan bu kuralcı sistemin dışına çıkıp fantezilerle meşgul olup daha öte bilgilere ulaşma şansına sahip olabilir.

Aşağıdaki metin  Rahmi Oruç Güvenç tarafından, 29 Haziran 2017 günü, Yalova, Gökçedere’de süren 114 gün 114 Gece sema etkinliği sırasında yapılan bir konuşmadan deşifre edilmiştir.


Prof. Masnak şöyle diyor;

“Trans insanın tabii bir ihtiyacıdır. Eğer insan bunu tabii yollardan karşılayamazsa sentetik, uydurma yollara gider.”

Tabii yollardan karşılamak nasıl olur? İnsanda ruh ve beden diye iki önemli unsur olduğu söylenmektedir. Ruh, nur tarafı olan süptil bir varlığımız; ‘cevher’. Beden, esası toprak olan materyal bir kılıf, ikisinin birleşmesiyle insan oluşuyor. Peki bu ikisinin birleşmesinde gaye nedir? Bazı mutasavvıflara göre gaye; bedenin ruhlaşmasıdır. yani maddenin ruha ve nura dönüşmesidir. Bu olabilir mi? Olabilir, çünkü maddenin geldiği yer de nurdur. O zaman madde geldiği kaynağa dönecektir.

Peki bu kaynak nedir? Bu kaynak sonsuzluk aleminden, gayb aleminden gelen bir emirdir. “Ol” sözüyle oluşmuştur ve O’nun, Allah’ın hikmeti ve bilgisiyle, iradesiyle örülüdür. Ne zaman ki insan iradesini, düşüncesini, duygusunu, faaliyetini, yorumunu, dikkatini ruha yönelme durumunda yoğunlaştırırsa, o zaman bu yola girmiş olur.

İnsanın toplum içinde yaşama standartları itibariyle düşünce sistemi belirli bir kural dizisi içindedir. Çok az insan bu kuralcı sistemin dışına çıkıp fantezilerle meşgul olup daha öte bilgilere ulaşma şansına sahip olabilir. Bunlar da idrakları, mantıkları, sezgileri açık olan insanlardır ve de peygamberler ve veliler bunun örnekleridir. Onların bu idrak seviyeleri normal insanın göremeyeceği yerlere götürür. Abstraksiyondur yani. Sonsuzluğu düşünebilmek sezebilmek gibi. Bu sonsuzluk makrokozmosta olduğu gibi mikrokozmosta da geçer. Hz. Süleyman’ın karıncanın sesini duyması gibi veya kuşlarla konuşması gibi. Aziz Francis’in hayvanlarla konuşması gibi.

O zaman, mikrokozmos ve makrokozmos arasında mesafe kalmadığı için, her yerde hazır olan bir şuuru ve idraki, bilgiyi özümseyip idrak etmek imkanı doğar. Fakat böyle bir idraka ruhun katkısı olmadan bedenin ulaşması zordur.

Abstraktif kabileyeti yüksek olan peygamber ve velilerin bu konuda avantajları vardır. Allah, Kuran-ı Kerim’de bazı peygamberlerin adlarını zikreder ve der ki; “Biz onları özel bir ilimle yücelttik“. Acaba o özel ilim nedir? O özel ilimle yüceltilen makam nedir?

Muhakkak ki bu ilim ve makamla normal ilim ve makam arasında fark var. İşte bu önemli. Bazı müfessirler der ki; böyle bir hale geçebilmek için vecdi yaşamak lazım. Bir büyüğün bir sözü var; “Bir vecde ulaşmayanın hayatı yoktur.” Fakat Yunus’a kulak verelim; “Aşkın aldı benden beni, bana seni gerek seni.” Neyini aldı neyden? Nasıl aldı? Aşkın… Senin aşkın… O halde vecdin konusu aşk. “Aşk geldi tövbeyi cam gibi kırdı” diyor Hz. Mevlana, “Kırıkları yapıştıracak olan da yine aşktır“. “Eğer aşık olmuyorsan git mutfakta tabak yıka” diyor Hz. Mevlana.

Aşkın karşısında da negatif akıl var. Aşkın cezbesine karşı negatif aklın iticiliği var. Aşkın birleştiriciliğine karşı negatif aklın ayrıştılıclığı var. Aşkın oluşturduğu kabul ikrar duygusuna karşı aklın; red, karşı koyma, isyan hali var.

İşte o aşkla cezbe haline giren Bâyezid-i Bistâmî ne diyor? “Cübbemin içinde Allah’tan gayrısı yoktur.” Bunu duyan müridleri ve yakınları diyorlar ki; “Sen şeriata aykırı konuşuyorsun. “Bâyezid-i Bistâmî de, “Öyleyse şeriatın gereğini yapın” diyor Yine böyle bir tasarruf sözü söylediği zaman, bıçaklarla kılıçlarla saldırıyorlar, ama bıçakları, kılıçları, sopaları kendilerine dönüyor.

Kendine geldiği zaman soruyor: “Ne oldu?” Diyorlar ki, “çok telefat verdik.” “O halde” diyor “onu söyleyen ben değildim.

İşte o cezbe sırasında bu maddi kalıptan manevi ruh konuşuyor. işte Hz. Mevlana ve Hz. Şems’te görülen özelliklerden biri bu cezbe hali ve onların semaı da cezbeli.

Allah cezbemizi arttırsın. Allah aşkımızı arttırsın. Allah onların feyzini daim kılsın. Onların izinde devam eden 114 gün ve gecelik semamızı mübarek ve feyizli kılsın, himmetleri, feyzlerini üzerimizde hazır ve nazır etsin, devam ettirsin inşallah, tamamen devamen, devamen devamen.


Rahmi Oruç Güvenç
29 Haziran 2017, 23:55
Yalova, Gökçedere
Semahane

Gün 51 – Kadir Gecesi

Bu gecenin kadir gecesi olma ihtimali yüksek. Hakkında sure olan bir gece ve ramazanın son on gününde, son tek günlerinde aranması söyleniyor. Hz. Peygamber’e soruluyor da, o öyle söylüyor. Tek geceleri birer birer sayıyorlar. Sadece 27’sinde Hz. Peygamber tebessüm ettiği için 27’si diye düşünüyorlar.

Aşağıdaki metin  Rahmi Oruç Güvenç tarafından, 21 Haziran 2017 günü, Yalova, Gökçedere’de süren 114 gün 114 Gece sema etkinliği sırasında yapılan bir konuşmadan deşifre edilmiştir.


Oruç Güvenç: Selamünaleyküm. Şefika bir şey okumak istiyormuş.

Gül Şefika Balaban Brandenberger: Bugün, yer görevi yaparken biraz zaman oldu, kağıt kalem de vardı, bunlar geldi, paylaşmak istedim.

Kadir gecesinde oruç duası

Birlik aşkıyla iki olsun diye Bir
Oruç’un 27’si olmuş Kadir.
Kur’an-ı, O ki bugün yere indirir,
Mesnevi ile Hakkın sırrını söyletir.

Hu Allah Hay Allah La İlahe illallah…

Rahman’dan Rahim’e
Oruç ki O, aşkın ateşiyle üfler neyine
Dervişler aşıktır kemanının teline
Devran zikriyle sema seyrine

Hu Allah, Hay Allah, Lailahe İllallah…

Gül’ün gönlünden döküldü sözler
Estağfirullah der affını diler,
Nur Yolu üzerinde birlik olup
Daim aşkla yürüyelim ister.

Hu Allah Hay Allah La İlahe İllallah…

O.G: Bravo (alkış) güzel.

Önce Şefika’nın diğer tarafının gül olduğunu herkes öğrenmiş oldu. Teşekkür ederim.

Bugünün Kur’an-ı Kerimdeki suresi Zariyat. Cenab-ı Allah Zariyat suresinde işaretlerden bahsediyor. İki tane önemli isim zikri var. Er Rezzak, el Metin.

Bu gecenin kadir gecesi olma ihtimali yüksek. Bazı arkadaşlar duymamıştır diye söylüyoruz. Hakkında sure olan bir gece ve ramazanın son on gününde, son tek günlerinde aranması söyleniyor. Hz. Peygamber’e soruluyor da, o öyle söylüyor. Tek geceleri birer birer sayıyorlar. Sadece 27’sinde Hz. Peygamber tebessüm ettiği için 27’si diye düşünüyorlar.

İftar öncesi sohbet yaparken İsmail ve Fatma’nın kızlarına rica ettik bir sayfa açması üzere. Mesnevinin üçüncü cildini işaret ettiler -neydi kızlarının ismi? Özlem.

Davut Peygamber, öküz sahibi ve bir bahçe sahibinin hikayesi çıktı. Burada 2533. beyit eder. Ve şöyle bir ifade var:

“Cüzi akıl bu karayla akı, yine kadirden, bir yıldız gibi parlayıp alemi aydınlatan Kadir gecesinden elde etmiştir.”

Cüzi akıl, yani yarım akıl, az akıl veya kişisel akıl, bu karayla akı, yani karayla akı ayırt etme kabiliyetini kadir gecesinden elde etmiştir.  Şimdi bunu anlamak için biraz daha geriye gidiyoruz. (2516. beyitten okumaya devam eder)

“Sebebe bakma da  asıl ona bak!

Peygamberler, sebepleri gidermek için geldiler. Bütün Kur’an sebebi gidermeye aittir.

Sebep ve vesilesiz denizi böldüler. Ekmeksizin buğday yığınını buldular”

Ekmeksizin, yani sebep olmadan, ekmek bir sebep ya…

“Ebabil kuşları iki-üç taş attılar mı o koca Habeş ordusunu kırıp geçirirler.”

(Telefon çalar) Sonra, sonra… şimdi seminerdeyim… sohbetteyim. Alışkanlık seminer diyorum.

(2527. beyitten devam eder)

“Felsefeye soyunan kişinin aklı, akılla anlaşılabilen şeylere bağlanmış kalmıştır. Fakat temiz ve pak kişi, aklın aklının tek binicisi oldu.”

Aklın aklının, yani akl-ı küllün.

“Aklının aklı içtir, senin aklınsa kabuk.”

İç arayan kabuğu sevmez, ondan usanır, bıkar. İç temiz kişilere helaldir, temiz kişilere.

Kabuktan ibaret olan akıl, bir işi yüzlerce delille ancak anlayabilir. Fakat aklı kül, doğru olduğunu bilmediği yola adımını atar mı hiç?

Akıl, defterleri baştan başa karalar durur. Aklın aklıysa bütün alemi ayla doldurur, nurlandırır.

O karadan da kurtulmuştur, aktan da. Onun ayının nuru gönüle de yayılmıştır sana da.

Cüzi akıl, bu karayla akı gene kadirden bir yıldız gibi parlayıp alemi aydınlatan kadir gecesinden elde etmiştir.”

(2535. beyitten devam eder)

“Nitekim tenin değeri de canla fakat canın değeri de cananın ışığıyladır.”

Canan verirse, canın ışığı parlıyor. Canan olursa… canan sevgili… sevgilinin ışığıyla…

(2538. beyitten devam eder)

“Her devirde söz söyleyen bulunur. Bulunur ama geçmişlerin sözleri daha faydalıdır.

Ey şükreden kişi; Tevrat, İncil ve Zebur Kur’an’ın doğruluğuna şahadet etmedi mi?

Zahmetsiz ve sayıya gelmez bir rızık ara da, Cebrail sana cennetten elma getirsin.

Hatta bahçıvanın laflarıyla başın ağrımadan. Ekmek zahmetine düşmeden cennetin sahibinden rızıklanasın.

Çünkü ekmekteki fayda ve lezzet Tanrı ihsanıdır. Dilerse sana o faydalı kabuğu yani ekmeği vasıta etmeksizin verir.

Ekmeğin sureti ekmekteki faydaya, zevk ve lezzete bir sofradır.”

Ekmek, bildiğimiz ekmek, yiyecek ekmek. Sureten. Ekmeğin sureti bir sofra, zahir. Zevke bağlı bir şey yani… zevk alana hitap eder. Yani ekmeğin görünüşü, lezzete, kişinin lezzetine bağlıdır.

“Ekmek bir sofradır, fakat sofrasız ekmek yemek velinin harcıdır.”

Hatırlıyor musunuz birinci açtığımızda sinesini parçalayan bir baba vardı. Çocuğu kaybolmuştu. Hz. Mevlana diyordu ki “Sen niye buna feryat ediyorsun önce Allah’a yönel” ve biraz sonra çocuk bulunuyordu… bunun gibi.

“Can rızkını, senin Davud’un olan şeyhin himmeti olmadıkça nasıl olur da çalışıp çabalamayla elde edebilirsin?

Nefis, şeyh ile adım attığını, ona uyduğunu görürse zorla sana ram olur.”

Yani sana uyar.

“Öküz sahibi de Davud’un sözünü anlayınca ram oldu. Şeyh sana dost oldu mu aldı aklın, köpek nefse galip olur.”

Nefis iyi hale gelir diyor.

Şimdi önceki söze tekrar gelelim, bunu iyi anlayalım.

“Cüz’i akıl bu karayla akı yine kadirden, bir yıldız gibi parlayıp alemi aydınlatan Kadir gecesinden elde etmiştir.”

Şimdi gelelim tekrar kadir suresine. Mesnevi’de çıkan bu ifade, bu gecenin kadirle alakası olabileceğine dair duygularımızı güçlendirir. Açıkça Kuran diye yazmıyor. “Biz onu Kadir Gecesine indirdik”. Müfessirler bunu Kuran diye tercüme ediyorlar. Her neyse, burada kutsal bir şey var, bu kadir gecesine inen bir kutsallık var. Genel kanaat Kuran olarak tecelli ediyor. Fakat Allah indinde başka bir şey varsa o da yine kutsal.

“Kadir gecesinin niteliğini sana gösteren nedir?” diye bir soru soruyor Cenabı Allah. Sonra cevap veriyor “Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ve ruh Rablerinin izniyle o gecede her iş için iner de iner.” Buradaki ruh Cebrail aleyhisselam olarak anlaşılıyor. Şimdi dikkat edersek peygamberler tarihinde Cebrail aleyhisselamın dahil olduğu konuların içinde mutlaka bilgi vardır. Melekler ve Cebrail aleyhisselam, ya da bu her neyse, Allah’ın izniyle indiklerine göre görevli olarak bu aleme tenezzül ediyorlar. Ve bir takım işler var -her iş için iner de iner- yani çokluk, çok indiklerini gösteriyor. Bu işlerin ne olduğunu ancak ehil olanlar bilebilir.

Sonra beşinci ayette, “Bir esenlik ve huzur vardır, sürüp gider o, tan yeri ağarıncaya kadar.” deniyor. Demek ki sabah vaktine kadar o esenlik, huzur zuhur edip geliyor, tecelli ediyor.

Şimdi ben buradan onun orijinal şeklini okuyayım, ayet ayet, hatta daha da kısaltarak ve hep beraber tekrar edelim, sureyi bir defa okumuş olalım hep beraber. Uzunları parça parça okuyacağım.

Bismillahirrahmanirrahim

İnnâ enzelnâhu fî leyletil gadr.
Ve mâ edrâke mâ leyletul gadr.
Leyletul gadri hayrum min elfi şehr.
Tenezzelul melâiketu ver rûhu fîhâ biizni rabbihim, min kulli emr.
Selâm, hiye hattâ matleıl fecr.

Amin.

Kur’anda bu şekilde zikredilen bir zaman boyutu; bizi maddi alemdeki kaidelere, kurallara ve de periyotlara doğru götürüyor. (..?) bizim biyolojik varlığımız periyot bağlantılı. Ruhumuzun feyzinin biyolojik varlığımıza intikali de yine bu periyotlarla organize ediliyor. Nitekim ramazan gibi böyle kutsal bir zamanın da bir periyot içinde yer almış olması bu biyolojik ritimlerin önemini bize gösteriyor.

Bazı problemi çözülmeyen kişilere Hz. Peygamber üç gün oruç tutmalarını tavsiye ediyor. 1400 yıl önce söylenmiş olan bir söz. Üç-dört ay önce bir Japon doktor bunu ileri sürerek Nobel ödülü kazandı. Üç günlük oruçla vücutta toksinlerin atıldığı ve biyolojik ritmin işlerlik kazandığı, immün sistemin geliştiği bulundu. Hz. Peygamber zamanda Nobel yoktu, illaki bunları ölçecek kişilerin bilimsel kriterler içinde bunu lanse etmesi gereği ortaya çıkıyor.

Mısırda bir araştırma yapılmış; Besmele ile kesilen hayvan eti ve besmelesiz kesilen hayvan etini buzdolabına koymuşlar. Bir müddet sonra bakteri sayısını ölçmüşler. Besmeleli kesilen hayvan etinde bakteri bulunmamış. Bize bunu söyleyen arkadaş internet adresi de verdi ama ben unuttum, belki “Mısır’da yapılan araştırma, besmeleli kesim” falan diye aransa çıkar.

Şimdi bunu söylemekten kastım şu; manevi özellik taşıyan davranış ve fiiliyatın test edilmesi için özel laboratuvarlar gerekiyor. Yıllarca süren tartışmalardan, kavgalardan sonra nihayet hacamat ve sülük bugün Türkiye’de, tıp içinde kabul edilme yoluna girdi. Hem kendi başlarına hem de Peygamber tıbbı anlayışı içinde tıbba giriyor.

Peki dünkü sohbette yakınlıktan bahsetmiştik. Uygun, şefkatli, merhametli davranışlar, Allah’ın rızasına uygun davranış, inanış ve düşünceler yakınlığı artırıyor. Şimdi böyle bir gecede yakınlığın dozajını düşünelim. Cenabı Allah en kıymetli meleğini gönderiyor ve diğer melekleri de beraber. Kime gönderiyor? Alemimize. Alemimizde şerefli kıldığı kim? İnsan. Ve bütün tasarrufu ona, insana vermiş, halife yapmış. Demek ki Allah’ın insandan ümidi hiçbir zaman kesilmemiş. İşte yakınlık talibi olanlar, şah damarından daha yakın olanı idrak etmek isteyenler için bu gece güzel bir fırsat.

O halde hazırlığımızı yapalım, on dakika içerisinde yukarıya çıkıp yukarıda ihyaya devam edelim.

Eğer hazırda karpuz varsa yeriz yoksa kiraz yeriz, kiraz tamam.


Rahmi Oruç Güvenç
21 Haziran 2017
Yalova, Gökçedere

Gün 51 – Zariyat suresi

Demek ki bu kişiler iyilik ve güzellik sergilemişler, ihtiyaç sahiplerini, yoksulları, kollayan, koruyan, onlarla paylaşım yapabilen kişilerdir.

Aşağıdaki metin  Rahmi Oruç Güvenç tarafından, 21 Haziran 2017 günü, Yalova, Gökçedere’de süren 114 gün 114 Gece sema etkinliği sırasında yapılan bir konuşmadan deşifre edilmiştir.

Kuran alıntıları ağırlıklı olarak Yaşar Nuri Öztürk tefsirinden yapılmıştır.


Rahmi Oruç Güvenç: Selamünaleyküm, hayırlı akşamlar. Ramazanın sonuna yaklaşırken, semamızda elli bir mi oldu elli iki mi… elli birinci günü bütün hızımızla devam ediyoruz. Allah’ın izniyle yüz on dördü tamamlamak nasip olur inşallah. Her gün Kur’an’ı Kerim’den bir sure üzerine tefekkür ediliyor, orijinal şeklinde okunuyor, Türkçe açıklaması yapılıyor ve anlaşılma yoluna gidiliyor.

Kur’an alemler için bir zikirdir. O zaman yalnız bizim dünyamıza ait değil, bütün dünyalar ve alemler içinde önemli bir bilgi kaynağı olmuş oluyor. Hakikaten derinlemesine bakılıp anlaşılması yönüne gidince bir çok bilimin Kuran-ı Kerim’de işaret edildiğini görüyoruz.

Yedinci ayete baktığımızda ilginç bir ifade var (51/Zariyat). Yaşar Nuri Öztürk’ün tefsirine göre “yemin olsun o ahenkli yollar taşıyan göğe” diyor. Şimdi aynı ayet Diyanet İşleri Başkanlığı tefsirinde “yollara sahip göğe andolsun ki” olarak geçiyor. Devam ediyoruz. Elmalılı Hamdi Yazır’ın tefsiri “yollara sahip göğe andolsun ki” diyor. Son iki tefsirde baştaki ahenk zevki yok. Peki, Arapçasının Türkçe yazılış şekli “ves semai zatil hubuk” diye geçiyor. Buradaki açıklamayı üç ayrı tefsir farklı şekilde gösteriyor.

Tefsir, anlam bulabilmek, manayı daha iyi kavrayabilmek bir erdem, bir olgunluk işi ve bir görüş açısı konusudur. Yaşar Nuri’nin tefsirine göre, hüküm verme, anlayış içinde yola çıktığımızda, ahenkli yollar taşıyan gök kavramı çıkıyor. Acaba ahenkli bir yoldan kasıt ne olabilir diye düşünüyorum. Ahenk dediğimiz zaman, uyum aklımıza geliyor. Uyumda çatışma yok, kavga yok, hatta tartışma yok. O zaman İsmail’in de hocası Prof. Öznur Hanım şuna işaret ediyor: Kuran-ı Kerim’de korku diye tefsir edilen birçok ayetin esas anlamı sakınmak. E bu da ne oluyor? Bir self inisiyatif var, kişinin kendine mahsus bir inisiyatif kullanması var. Şimdi bunu korkuya tahvil ettiği, dönüştürdüğü zaman korkulu bir din anlayışı gelmiş oluyor, korku veren bir din, tehdit eden bir din. Halbuki böyle değil. Daha besmeleden itibaren Allah, cenab-ı Allah, merhametini ortaya koyuyor. Dolayısıyla Kuran-ı Kerim’e bakarken, bu açıdan bakmamız söz konusu.

On yedinci ayette “gecenin pek azında uyumaktaydılar” diyor, bazıları için. On beşinci ayette de bunların kim olduğunu söylüyor. Şu da bir gerçektir ki sakınıp korunanlar bahçelerde ve pınar başlarındadır. On altıncı Ayette de “Rablerinin kendilerine verdiğini almış kişiler” olarak geçiyor. Demek ki rablerininin verdiğini alamayan kişiler de var. Bunlar alabilmiş kişilerdir, daha doğrusu layık olmuş kişiler.  Devam ediyor: “doğrusu onlar bundan önce de iyilik ve güzellik sergilemekteydiler”. İyilik ve güzelliği biliyordu demek ki bu insanlar. Gecenin pek azında uyumaktaydılar.

On sekiz; “seher vakitlerinde af dilemekteydi onlar.” yani istiğfar ederlerdi. “Mallarından yardım isteyen ve mahrum olanlar için bir hak vardır.” O zaman paylaşımcı kişiler oluyor bunlar – yardım isteriz ondan, yardım isteyelim. Ve o da güzel yardım isteyelim der ama istemeyip sıkıntı duyan da vardır, o da çok önemli… yani sıkıntısını dile getiremez. İstemeyenler için de böyle bir hak var. Demek ki bu kişiler iyilik ve güzellik sergilemişler, ihtiyaç sahiplerini, yoksulları, kollayan, koruyan, onlarla paylaşım yapabilen kişilerdir.

Ve yirminci ayet; “yeryüzünde ayetler vardır, görürcesine bilenler için.”

“Benliklerimizin içinde.” Burada kesinlikle hem içimizde hem dışımıza işaretlerin olduğu açık bir şekilde gösteriliyor. Fakat ne diyor; görürcesine bilenler için. O halde şifre çözmek söz konusu. Veyahut da neyi nasıl değerlendirebileceğimizin altyapı malzemelerini hazırlayıp, bilmek gerekiyor. Diğer ayetler genelde Peygamber kıssalarından bahsediyor.

Elli sekizinci ayette “hiç kuşkusuz Allah Rezzak’tır, bol bol rızık verir, kuvvet sahibidir, metindir, güçlü ve dayanıklıdır” deniliyor. Yani bu surede, Esma-ül Hüsna’dan Rezzak ve Metin isimlerinin zikredildiği gösteriliyor.

Şimdi bu ayet, bu sureyle Kadir Gecesi’nin çakıştığını düşünelim. Kadir Suresinde Cebrail aleyhi’s-selam ve meleklerin gökten yere tenezzül buyurdukları zikrediliyor, Allahlın izniyle. Ve gün ağarana kadar esenlik olduğunu söylüyor. Şimdi rızık, Rezzak; Rezzak, rızık veren olduğuna göre bu esenlikte insanlar için, varlıklar için mutlaka bir bağış, bir hediye oluğu anlaşılabilir. Cebrail aleyhi’s-selamın özelliklerinden birisi de metin oluşu, güçlü oluşudur. Necm suresinde Cebrail aleyhi’s-selamdan böyle bahsediliyor: çok kuvvetli, güçlü birisi refakat etti. Ve bu suredeki iki isimle Kadir suresi çakışıyor.

Bu gecenin Kadir Gecesi olup olmadığı tartışılıyor. Rivayete göre Hazreti Peygamber Kadir Gecesinin ramazanın son on günü içinde aranmasını tavsiye ediyor. Tabii orada, en yakınındakiler daha fazla bilgi istiyorlar. Tek gecelerden biri olduğu söyleniyor. Yirmi yedinci dendiği zaman da Hazreti Peygamber tebessüm ediyor. İşte o zamandan beri de yirmi yedisinin Kadir Gecesi olduğu yönünde ittifak -veya görüş yakınlığı- var.

Biz küçükken anlatılırdı: büyükler, özellikle köyde yaşayanlar, ağaçların üstüne çıkıp kadir gözlerlermiş göğe bakıp, sabahlara kadar. Hatta öyle inançlar gelişmiş ki, kadir ziyarete gelir diye bütün yolcuları, misafirleri kadir gözüyle görürlermiş o gece. Ayrıca kültürümüzde kadir kelimesi kadirli, kıymetli anlamına da gelir.

Biz şimdi buradaki işarete uyarak Rezzak ve Metin isimleri üzerine biraz çalışalım. Destur, Ya Rezzak Ya Metin.

Bazı arkadaşlar soruyorlar; bu işaretleri nasıl anlayacağız, nasıl takip edeceğiz diye. Bu dünkü konuştuğumuzu hatırlatır bize: yakınlık. Yakınlık arttıkça işaretleri tanıma şansı da artar. Allah’a yakınlaştıran her şey yakınlık malzemesidir. İnsanlar arasında nifak oluşturan, kavga oluşturan, yarış oluşturan, haset-kıskançlık oluşturan, gazap oluşturan davranış ve düşünceler de yakınlık değil uzaklık oluşturan hallerdir. Bu yakınlığın formüllerini anlamak için de evliya menkıbelerini tetkik etmek, onlardan istifade etmek güzel bir metottur. Onların karşılaştıkları olaylara ait verdikleri hükümler bugün için de geçerlidir, çünkü aynı olaylar bugün de yaşanıyor.

Hz. Peygamberimiz bir gün dostlarla, yani ashapla yürüyormuş. Yolda bir kadavra görmüşler (kadavra, ceset, hayvan cesedi). Hz. Peygamberin yanındakiler kadavradan uzaklara doğru gitmeye başlamışlar. O ise “durun” demiş, “gelin bakalım”. Kadavranın yanına götürmüş bunları, “bakın” demiş, “ne güzel dişleri var.”

Biz bunu yıllar önce okuduk ve bugün de okuyup konuşuyoruz.

Bir gün Antalya’dan İstanbul’a hareket ettik, geliyoruz arabayla. Yolun kenarında bir kurukafa gördük, hayvan kurukafası. Durdurduk arabayı, indik. Hz. Peygamber’in sözü aklımıza geldi. Hani bir tabir vardır; inci gibi dişler -bunun en iyisini Suzan hazırlıyor. Hakikaten estetik olarak harika dişler kadavrada.

Şimdi burada onu görebilmek önemli. Allah güzeldir, güzeli sever deniyor. Her şeyde o güzellik var. O güzel tarafı görmeye kendimizi eğiterek ulaştığımız zaman, haliyle işareti değerlendirmeye doğru gidiyor.

Madem Rezzak’tan bahsedildi, bir rica edelim Suzan’dan, bir sayfa açalım bakalım. Kazancı ana olarak, şu an Rezzak işlerine o bakıyor. Ariflerin Menkıbeleri, 144. Sayfa 31. Menkıbe:

“Yine nakledilmiştir ki bir gün Mevlana hazretleri Şeyh Selahaddin-i Zerkub’un dükkanında oturmuştu, Allah razı olsun. Dostlar da dükkanın çevresinde halka olmuş ilahi bilgiler ve sırlarla meşgul oluyorlardı. Birdenbire ihtiyar bir adam göğsünü döverek ve ağlayıp sızlayarak içeri girdi. Hz. Mevlana’nın ayağına kapanıp hüngür hüngür ağladı ve “yedi yaşında bir çocukcağızım vardı. Onu çaldılar. Kaç gündür baş açık ve yalın ayak aramaktan dermansız bir hale geldiğim halde onu bulamadım” dedi. Bunun üzerine Hz. Mevlana büyük bir hiddetle şöyle söyledi; “Tuhaf şey! Bütün varlıklar tanrıyı yitirmişler, onu hiç aramıyor ve onun için de bir istekte bulunmuyorlar. Ne göğüslerini, ne de başlarını dövüyorlar. Sana ne oldu da göğsünü dövüyorsun? Senin gibi bir ihtiyar kendi çocukcağızının özlemiyle harap ve sefil oluyor. Neden bir an tanrını aramıyor ve yardım istemiyorsun ki, kaybolmuş Yusuf’unu Yakup gibi bulasın?” buyurdu. Derhal çaresiz kalan ihtiyar tövbe etti ve göğsünü kapamağa başladı. Tam bu sırada onun kaybolan çocuğunun bulunduğu haberi geldi. O gün o kadar insan aşık ve mürit oldu ki hesaba gelmez.”

Şimdi buradan kısa bir neticeye varacak olursak, herhangi bir konudaki sıkıntımızın bizi üzmesi yerine, sıkıntının çözülmesi için Allah’a yönelmemiz tavsiye ediliyor. Peki, şimdi devam edelim, Koçaklardan en küçük sensin herhalde değil mi? Peki sen bir numara söyler misin bize birden altıya kadar? (üç), Üç numaralı Mesnevi’ye bakalım… Açtığımız sayfa 170-171. Birçoğumuzun hatırlayacağı bir menkıbe bu; Davut Peygamber. 170-171. sayfa, 2315 beyit sayısı, başı uzun ben özetleyeyim:

Vakti zamanında bir adam varmış. Bu adam dua edermiş Allah’a, “Bana kolay rızık ver.” Hani Rezzak ya. Bir gün bahçesine bir öküz girmiş, çok sevinmiş, demek dualarımı kabul etti diye. Bir güzel öküzü kesmiş, yemiş. Ondan sonra öküzün sahibi gelmiş. Demiş, “öküz benim.” Adam da demiş, “Ben dua ettim, Allah gönderdi.” İkisi çekişmeye başlamışlar. O zaman da yönetici Davud Peygamber, ona gidip olayı anlatmışlar. Davud Peygamber ikisini de dinledikten sonra “Ben”, demiş “bunun çözümü için halvete gireceğim.” Ve halvete girip kaç gün kaldıysa, halvetten çıktıktan sonra ikisini de çağırmış. Öküz sahibine demiş ki “Sen bu davadan vazgeç.” Fakat adam demiş ki “olmaz, öküz benim.” Davud Peygamber demiş “Sen vazgeç senin için daha hayırlı.” Fakat adam ısrarlı. Bu defa Davud Peygamber’in aleyhine konuşmaya başlamış. İşte öyle bir yerden şimdi açmış olduk.

“Çeke çeke Davud Peygamber’in yanına kadar götürdü. “ Gel bakalım zalim ahmak.”

Yani bu öküz sahibi bunu yapan, öteki adamı getiriyor.

“Saçma sapan lâfları bırak azgın herif. Aklını başına al, kendine gel! Bu ne çeşit dua? Âlemi bana da güldürme, kendini de maskara etme!” diyordu.

Adam “Ben Allah’ya dua ettim, feryad ü figan ederek nice kanlar yuttum. İyice biliyorum ki duam kabul edildi. Sen gayri ey kötü sözlü, var, başını taşlara vur ” dediyse de Adam “Müslümanlar, buraya gelin de bu herifin yavelerini duyun! Müslümanlar, Allah için olsun söyleyin… dua nasıl olur da benim malımı ona mal eder? Eğer dua ile mal ele geçseydi bütün âlem dua eder,mal, mülk sahibi olurdu. Dua ile ele bir şey geçseydi kör dilenciler de yücelirler, bey kesilirlerdi. Onlar da gece gündüz dua ediyorlar, Ya rabbi bize para ver, mal, mülk ver diyorlar. Sen vermezsen kimsecikler bir şey vermez. Ey kapalı kapıları açan Allah, bize ihsan kapısını da sen aç derler. Fakat körlerin çalışıp çabalaması yalnız dua ve feryat… bir dilim ekmekten başka ellerine bir şey geçmez” dedi.

Halk, “ Bu Müslüman doğru söylüyor. Bu dua satan, zâlim bir adam. Hiç dua, bir şeye sahip olmaya sebep midir? Bu, şeraitte görülmüş bir şey mi? Ya paranla alarak bir mala sahip olursun, ya birisi sana bir şey bağışlar, yahut vasiyet eder, yahut da gönlünden kopar, sana verir. Bu çeşit bir şey olmadıkça bir şeye sahip olamazsın ki. Bu yeni şeriat hangi kitapta. Sen ya o öküzü ver, ya hapse git” demekteydi.

Adam, yüzünü göğe tutarak dedi ki: “ Yarabbi, benim halimi senden başka kimsecikler bilmez. Gönlüme o duayı sen ilham ettin, gönlümde yüzlerce ümit belirttin. Lâf olsun diye dua etmedim ya… Yusuf gibi rüyalar görmüştüm.”

Yusuf, güneşle yıldızların, huzurunda kullar gibi secde ettiklerini gördü. O rüyaya adamakıllı inandı, kuyuda da ondan başka bir şey ummuyordu, zindanda da. Ona dayanmakta, onu beklemekteydi. Ondan başka ne kulluktan derdi vardı, ne az çok kınanmaktan! Rüyası, mum gibi gözünün önünde yanmakta, onu aydınlatıp durmaktaydı; rüyasına güveniyordu. Yusuf’u kuyuya attıkları zaman Allah’dan kulağına şu ses gelmişti: Ey yiğit, sen bir gün padişah olacaksın. O vakit seni kıyanların sözlerini, yüzlerine vurursun.

Bunu seslenen görünmüyordu ama gönül, söyleyenin eserini tanıyordu. O sesten cana bir kuvvet, bir rahat, bir huzur geliyordu. İbrahim’e ateş nasıl bir gül bahçesi olmuşsa o ses yüzünden kuyu da Yusuf’a gül bahçesi kesilmişti. Gayri ne cefa geldiyse o kuvvetle tahammül etti. neşeyle çekti. Nitekim Elest sesinin zevki de her müminin gönlünde tâ mahşere kadar sürer gider.

Bu yüzden müminler, ne belâya itiraz ederler, ne Hakk’ın emir ve nehyinden sıkılırlar. Başkalarının ağzına acılık veren bir lokmaya benzeyen Allah hükmü, onlara gülbeşeker gelir, tatlı tatlı yerler, hazmederler.

İnşirah suresi oku… öğrenmek istiyorsan diyor.

Bu kötü zamanede kâfir olsun, fasik olsun… herkes, kendi perdesini kendi yırtar. Zulüm, can sırları arasında gizli kalır, fakat onu halkın önüne koyan zalimdir.

Allah’nın hilmi, müdarada bulunur. Bulunur ama adam, haddi aşınca iş değişir, meydana çıkar.

Nefsini öldür de âlemi dirilt. Nefis, efendisini öldürmüştür; sen, onu kendine kul, köle yap! Kendine gel, öküzü dâva eden senin nefsindir; kendisini efendi yerine koymuştur, ululuk taslamaktadır. Öküzü öldüren de aklındır. Hadi, artık ten öküzünü öldüreni inkâr etme!

Akıl bir esirdir. Daima Hak’tan zahmetsizce bir rızık, tabak tabak nimetler ister. Onun zahmetsizce rızıklanması neye bağlıdır? Kötülüğün aslı olan öküzün öldürülmesine. Nefis, “Benim öküzümü nasıl olurda öldürürsün?” der. Çünkü nefis öküz, ten suretidir.

Velinimet zâde olan akıl, ihtiyaçlar içinde kalmış, kanlı katil nefis, efendi olmuş, öne geçmiş!

Zahmetsiz rızık nedir, bilir misin? Ruhların gıdası, peygamberlerin rızıkları.

Fakat bunu elde etmek, öküzü öldürmeye bağlıdır. Hazine öküzün içindedir ey hazine arayan, yerleri kazıp duran!

Sebeplerin de başka sebepleri var. Sebebe bakma da asıl ona bak! Peygamberler, sebepleri gidermek için geldiler. Mucizelerini ta Zuhal yıldızına ulaştırdılar. Sebep ve vesilesiz denizi böldüler, ekmeksizin buğday yığınını buldular.

Çalışmaları yüzünden kum taneleri un olurdu. Keçinin yünlerini çektiler mi ellerinde ibrişim olurdu. Bütün Kur’an, sebebi gidermeye aittir.

Kulluk et de bunlar sana keşfolsun! Felsefeye sarılan kişinin aklı, akılla anlaşılabilen şeylere bağlanmış kalmıştır. Fakat temiz ve pak kişi, aklın aklının (Akl-ı Küll’ün) tek binicisi oldu. Aklının aklı içtir, senin aklınsa kabuk. Hayvan midesi daima kabuk arar.

İç arayan, kabuğu sevmez, ondan usanır, bıkar. İç temiz kişilere helâldir, temiz kişilere.  Kabuktan ibaret olan akıl, bir işi yüzlerce delille ancak anlayabilir. Fakat Akl-ı Kül, doğru olduğunu bilmediği yola adımını atar mı hiç?

Akıl, defterleri baştanbaşa karalar durur. Aklın aklıysa bütün âlemi ayla, doldurur, nurlandırır. O, karadan da kurtulmuştur, aktan da. Onun ayının nuru, gönüle de yayılmıştır, sana da.

Cüz’i akıl bu karayla akı, yine kadirden,bir yıldız gibi parlayıp âlemi aydınlatan Kadir gecesinden elde etmiştir.

Bu gecenin Kadir gecesi olma ihtimali güçlendi.


Rahmi Oruç Güvenç
21 Haziran 2017
Yalova, Gökçedere

Gün 28 – Allah ya daim

Daim olan, durmayan, devam eden, ezelden ebede hayatiyetini sürdüren yüce varlık. Ezel ve Ebed ismiyle sonsuzluğa işaret ediyor. Biz de şuurlu varlık olarak ezelden gelip, ebede gidiyoruz.

Bazı müjdelerle cenabı Mevla, Kuranı Kerim’de, cennet ehlinden bahsederken, “Onlar, orada ebedi kalıcılardır” diyor. Bilim açısından bu konudaki endişeler de bitti. Biosentrizm isimli siteden de bulunabileceği gibi, kuantum fizik hayatın devam ettiğini buldu. Yok olmak, kaybolmak yok. Herşey devam içinde. Yani, Allah Ya Daim.

Nasıl bir daim bu? Şuurlu ve bilgili. Habir ismi, El Habir; haberdar, Alim; bilgi sahibi. Takdir sahibi ve takdiri kulları lehine kullanan Büyük Varlık. Şöyle diyor: “Bana dua edin, duanızı sizin lehinize olacak şekilde kabul edeyim.” Ama buna güvenerek, hatalı dua etmemek de gerek. O da Alim sıfatıyla doğru bilgiye ulaşmakla mümkün. Yüce Mevla bizi, bunları anlayanlardan eylesin.

28. günümüze geçtiğimiz şu saatlerde ve 2. Ramazan gününde semamızın ve ramazanın feyzli olmasını nasip eylesin.

Başta sevgili Peygamberimiz olmak üzere, onun ehlibeyti ve ashabı, ve onun izini süren piranı izan, merdanı Hüda ve manevi yönde sûluk edip vuslata ermiş cümle ehli vasılın himmetleri, feyzleri üzerimize olsun.

Ramazanla, semanın izdüşümündeki bu güzelliği, bütün insanlığın paylaşmasını nasip etsin.

Fiziki anlamda hücrelerimizin ve organlarımızın hissettiği bu güzelliği de aklımız ve gönlümüzle de hissetmeyi nasip etsin.

Ve İnşaallah bu dualar, barışa ve hayra yardımcı olsun.

Madem ki “talebana vecedana” diyor, “Siz talep ediniz, ben icabet edeyim“, bu zaman boyutunda yapılan bütün dua ve zikirleri, kabul edilen ve icabet edilen dua ve zikirlerden eylesin İnşaallah.

Kabulu dua, kabulu sema, kabulu rica, Rızaenillah El-Fatiha.

Gün 16 – inanç, güven, yakınlık, doğru bilgi, tevhid, istiğfar

Aşağıdaki metin  Rahmi Oruç Güvenç tarafından, 17 Mayıs 2017 günü, Yalova, Gökçedere’de süren 114 gün 114 Gece sema etkinliği sırasında yapılan bir konuşmadan deşifre edilmiştir.


Bir rivayete göre bir hadis var; “Allah Dostları’nın anıldığı yere Rahmet yağar”.

Kuran-ı Kerim’de bir çok kavimlerin bu aleme geldiği yazılır ve bunlara ait malumat azdır. Bazılarının yasayış şekillerine göre bazı küçük örnekler yazılır ve bir çoğuna da peygamber gönderilmiştir. Peygamber gönderilen bu toplumlarda yaşayış formunda yanlışlıklar olduğu görülür. Bu yanlışlıklar, davranışlara intikal eden, yanlış anlayışlardan gelir. Putperestlik bunlardan bir tanesidir. Çünkü insana, inanç adı verilen çok yüksek bir yetenek verilmiştir. İnançta kabul vardır. Kabul olan yerde inkar yoktur. Ve kabulde teslimiyet vardır. Milyonlarca insanın takip ettiği büyük liderlerin özelliği de budur. Bu insanlar kabul ettikleri, güvendikleri için, ona uyarlar. İnanmak insanın biyolojisinde de olan bir hakikattir. İnanmak ile güvenmek arasında yakınlık vardır. İnanmak ve güvenmekle ihtiyacın karşılanması arasında da bir ilişki vardır.

Çocuk doğumda en yakın annesini görür. Annesi ona hayati ihtiyaçlarını sunar. Onun için güven bağlantısı kurulur. Güven olan yerde teslimiyet ile beraber yakınlık vardır.

Güveni tam olmayan kişilerin, güvenini sağlayacak olan mekanizma da tecrübedir. Peygamberler kavimlere zuhur ettiği, geldiği zaman, kavimler delalet içinde olduklarından önce bunları kabul etmek istemezler. Fakat Allah, peygamberlere çok özel bir yetenek ve imkan verir ki bunun adı mucizedir. Fakat bazı kişilerde inanma mekanizması tam anlamıyla çalışmadığı için mucizeyi görmüş olmasına rağmen inanmaz. Ve bunlara ait bilgileri de Kuran-ı Kerim’de Allah ‘münkirler’ olarak gösterir. Fakat nice kavimler vardır, başlangıçta inkarda olmalarına rağmen, bu gördükleri mucizeler veyahut da zihinlerini değiştirecek olan icraatlar onları inanca yönlendirir.

İnancın, güvenin çoğalması, güçlenmesi yakınlığı arttırır. Yakınlık arttıkça, perdeler azalır. Hz. Peygamberimiz buyurmuştur ki; “Gerçeğe varana kadar 90.000 perde geçtim”.

Şimdi düşünelim, meditasyon yapanlar vardır aramızda, çeşitli meditasyon teknikleri içinde, şuur değişikliğine ulaşanlar vardır. Şuur değişikliği gerçeklesen kişilerde meditasyon öncesi ve sonrası arasında algı farkı oluşur ve meditasyondan ayılıp da kendine gelen kişi, yeni şartlara adapte olmada biraz güçlük çeker, şaşkınlık geçirir. Bu biraz da derin uykuda olan bir kişinin uyanılmasında gösterdiği tepkiye benzer. Eğer bu çok kaliteli bir meditasyon veya dua ise, “ahh işte şimdi anladım!” der. Ama bir müddet geçtikten sonra, bakar ki yine tam değil. Bin perde geçmiştir ama geride 89.000 perde vardır.

İşte yakınlık arttıkça perdenin kalkma süresi ve sürati de artar. Bazen 10-15-20 perde birden kalkar; bazen 10.000-20.000 perde birden ortadan kalkar. Bu nasıl olur? “Yaptığınız iyilikler, kötülükleri giderir” der Cenab-ı Allah. Gerek Kuran-ı Kerim’in ışığıyla, gerekse sahih hadislerin ışığıyla yapılacak iyiliklerin ne olduğunun anlaşılması lazımdır.

Allah’ın bizden istediği iyi davranışları sadece bilmek, anlamak yetmez; onun içtenlikle uygulanması gerekir. Anlamak, şahsi -individuel- bir keyfiyettir, ama uygulamak toplumla ilgilidir. İşte o zaman birlikte yaşama idraki gelir. Nasıl birlikte yaşamak? Saygı, sevgi ve dostlukla yaşamak, paylaşmak, merhameti uygulamak, müşterek güzel faaliyetler yapılabilme ahengine girmek, öğrendiklerini isteyenlere nakletmek.

Ve böylece perde kalkışına hız vermek gerekir. Peki perde kalkınca ne olur? Hz. Ali, keremallahu vechehu, buyurmuştur ki “Perde kalksa, gördüğüm değişmez”. Demek ki O, başkalarının görmediği şeyleri görüyor. Onun için Hz. Peygamber buyurmuştur; “Ben ilmin şehriyim, Ali kapısıdır” diye.

Ve Hz. Ali şöyle söylemiştir; “El-ilmi nokta tun”, “İlim bir noktaydı, onu cahiller çoğalttı”. Şimdi bu sohbete biz nereden girdik;

Derviş Yunus gel imdi, ummanlara dal imdi” diyor. İşte o umman, genişlik ve sonsuzluk bilgisidir. Bilgi nereye götürür? Hz. Mevlana buyurmuştur; “Doğru bilgi sevgiyi oluşturur”.

Peki doğru bilgi nasıl bulunur?

Bir, nefis mülhime safasına ulaşırsa, ilham ile lütfedilen bilgi doğru bilgidir.
Diğeri de, özellikle sohbetlerde büyüklerden öğrenilipte, sunulan bilgiler doğru bilgilerdir. Çünkü, bunlar birinci derecede duyulup, inanılan ve doğru olarak bugüne kadar gelen bilgilerdir.

İşte bu doğru bilgilerle mücehhez olup, bugüne bu bilgileri bozulmadan taşıyan gönül sahiplerinin Allah dostları olduguna inanırız. Ve Allah dostlarının anılması rahmete vesile olur diyor Hz. Peygamber. İşte onların sözlerinden ilham alınarak yazılan ilahiler, kasideler ve şiirlerin burada okunması, onların anılmasına vesiledir.

Peki onların anılması, rahmete vesile ise, rahmet ne oluşturur? Rahmet, merhamet ve şefkat kavramlarının karşıtı nedir? Kin, öfke, hırs, kıskançlık gibi kavramlardır. Ve Allah, bunlardan uzak kalmamızı bize tavsiye eder. O halde rahmet pınarlarıyla gönül alemimiz, zihin alemimiz sulanırsa, ne çıkar ortaya? Egonun ötesinde, birlikte yaşama formülleri ve imkanları çıkar. Cenab-ı Allah buyuruyor; “sevdiklerinizle haşrolunursunuz”. Öte aleme yolculuk yapılıp da, varıldığı zaman ne görülecek o zaman? Sevdiklerimiz görülecek. Allah cümlemizi ona layık etsin.

O zaman sevgiye, aşka ulaşmanın formülleri bilgiden geçiyorsa, bilgiyi daha iyi tanımamız gerekir.

Bilgi, suje ile obje arasındaki ilişkidir. Epistomoloji diye özel bir bilim vardır; bilgi teorisi.

Peki, suje-obje; biz ve eşya, birbirimizden farklı mıyız? Madem ki Bakara Suresinde Allah; “nereye baksan Allah’in yüzü görülür” diyor, biz farklı görüyoruz ama temelde aynıyız. O halde bir şeye hor baktığımız zaman kime bakıyoruz? Birisine karşı kinlendiğimiz zaman, kime kinleniyoruz? Aynadaki kendimize. Daha öteye gidersek, Allah’a. O halde, düşünce ve duygularımızı, tevhid noktayı nazarından düzenlemeliyiz. Görebildiğimiz ve algıladığımız hiçbir şey Allah’tan ayrı gayrı değildir düşüncesi içinde olmalıyız. Bakın o zaman sevgi nasıl ceryan ediyor.

Bunları yaşayanlar bilir. O zaman ne oluyor? Uzaklık kalmıyor, yakınlık geliyor. Uzaklık cehalet ile, yakınlık doğru bilgi ile alakalı. Yakınlıkta, sevgi ve aşk var, birlik var, beraberlik var, güven var. Birlik içinde olan kişinin güvensiz olması mümkün mü? Biz kime neyi emanet edemeyiz? Kiminle birşeyi paylaşamayız? Güvenmediğimizle! Güven teşkil ettiği vakit, emaneti de veririz, paylaşırız da.

Ama güvenme, önce kendimize güvenmekle başlar. Onun için de eksik taraflarımızı bilmemiz gerekir. Cehaletimiz ve zannımız, eksiklerimizi bilmemize mani olur. O zaman yolumuzu açması için Cenab-ı Allah’a başvurmamız lazım:

Estağfirullah, Estağfirullah, Estağfirullah


Rahmi Oruç Güvenç
17 Mayıs 2017, sabah
Yalova / Gökçedere
Semahane

Anadolu Ajansı 114 gün 114 gece sema haberi

Türk Musikisini Araştırma ve Tanıtma Grubu (TÜMATA) tarafından Yalova’nın Termal ilçesinde düzenlenen etkinlik kapsamında yerli ve yabancı yüzlerce katılımcı, “114 gün 114 gece sema” yapacak.

Geçmiş yıllarda 40 gün 40 gece, 66 gün 66 gece, 99 gün 99 gece sema yapan grup, bu kez Kur’an-ı Kerim’deki sure sayısından esinlenerek “114 Gün 114 Gece Sema” adlı etkinlik düzenledi. Rasim Mutlu Kültür Merkezinde 2 Mayıs’ta 100 kişinin katılımıyla başlayan etkinliğe, yerli ve yabancı yüzlerce katılımcı bekleniyor.

Anadolu Ajansı 8 Mayıs 2017 tarihinde, 114 gün 114 gece sema ile ilgili bir haber yayımladı. Haberin videosu ve metni aşağıdadır.


Türk Musikisini Araştırma ve Tanıtma Grubu (TÜMATA) tarafından Yalova’nın Termal ilçesinde düzenlenen etkinlik kapsamında yerli ve yabancı yüzlerce katılımcı, “114 gün 114 gece sema” yapacak.

Geçmiş yıllarda 40 gün 40 gece, 66 gün 66 gece, 99 gün 99 gece sema yapan grup, bu kez Kur’an-ı Kerim’deki sure sayısından esinlenerek “114 Gün 114 Gece Sema” adlı etkinlik düzenledi. Rasim Mutlu Kültür Merkezinde 2 Mayıs’ta 100 kişinin katılımıyla başlayan etkinliğe, yerli ve yabancı yüzlerce katılımcı bekleniyor.

TÜMATA’nın kurucusu Yrd. Doç. Dr. Rahmi Oruç Güvenç, AA muhabirine yaptığı açıklamada, etkinliğin 2 Mayıs’ta başladığını, ilk gün 8 ülkeden 100 kişinin katılım sağladığını belirtti.

Güvenç, yabancı katılımcı sayısının sürekli artış gösterdiğine işaret ederek, şu anda Almanya, Avusturya, İsviçre, İspanya, Jamaika, İran, Bulgaristan, Estonya, Brezilya, Karayipler, İngiltere, ABD ve Rusya’dan katılım olduğunu, bunun daha da yükseleceğini bildirdi.

Önemli olan semanın durmaması

Güvenç, daha önce 3, 5, 7, 40, 66 ve 99 günlük sema etkinlikleri gerçekleştirdiklerini söyleyerek, şöyle devam etti:

“Ben yıllar önce İsviçre’de Mevlana ve sema ile ilgili bir seminerde verdiğim bilgiler dolayısıyla oradaki arkadaşlar ‘O halde Hazreti Mevlana zamanında yapılan semaya benzer sema yapabilir miyiz?’ dedi. ‘Deneyelim’ dedik. O tek başına 40 gün sema yapmış biz 40 arkadaş 3 gün sema yapmaya karar verdik ve sema durmadı. Önemli olan semanın durmaması. Nöbetleşe olarak sema devam etti. Müzik durmadı ilahiler söylendi ve muvaffak olundu. Bu başarı sonunda arkadaşlar çok mutlu oldular. 5-6 ülkeden insanlar katılmıştı. O günden bu bugüne 32 defa 3 gün 3 gece, 5 defa 5 gün 5 gece, 7 defa 7 gün 7 gece, 1 defa 9, bir defa 16, 3 defa 40 gün 40 gece, 1 defa 66 gün 66 gece, bir defa da 99 gün 99 gece sema yapıldı. Bu uzun semalar bu merkezde yapıldı. Buraya dünyanın çeşitli yerlerinden insanlar katılıyor.”

Kur’an-ı Kerim’deki süre sayısı 114’e karar verdik

Daha önce semaya katılanların talepleri doğrultusunda sema yaptıkları günün sayısını artırdıklarına da değinen Güvenç, şunları kaydetti:

“Bu sefer 114 gün 114 gece bir sema programına başladık. Bunun gerekçesi neydi? Hazreti Mevlana 40 gün 40 gece bunu yapmış, biz de bunu üç defa gerçekleştirdik fakat arkadaşlar yeterli bulamadılar. Dediler ki ‘Daha uzun istiyoruz.’ Bunun üzerine Allah’ın ismini ebcet karşılığı olan 66 gün 66 gece sema yaptık. Yine tatmin olamadılar ‘Daha da olsun’ dediler. Esma-ül Hüsna sayısı olan 99’a karar verdik. O da başarılı geçti. Yine yetmeyince Kur’an-ı Kerim’deki sure sayısı 114’e karar verdik. Her gün Kur’an-ı Kerim’den o güne mahsus yani sırayla gidiyor 1’den 114’e o süre burada okunuyor, yorum yapılıyor. Üzerinde tasavvufi ve sosyal hayatımızdan da konular sohbet şeklinde faydalanma yönünde açıklanıyor.”


Kaynaklar

Gün 3 – 114 gün ve gece sema

Oruç Güvenç: 114 gün ve gece semada üçünçü günü tamamlıyoruz.

Ankebut 45. ayette en büyük dua zikrullah deniyordu. Zikrin kelima anlamı tekrar etmek. Karşısındakinin ihtiyaçlarını düşünmeyi hiç unutmayan insanlar var mıdır? Böyle insanlar nadirdir. Allah’ın lütfu… Bu hiç unutmamak durumu olabilir.

Hz. Mevlana, “Her türlü toplantıya da gitsem zikir hiç durmaz” diyor. Hz. Mevlana gönlüyle hep beraber ve haberdar.

Bazen zikir yaparken bakıyorum ki kalbim kendi zikir yapıyor. Olabiliyor.

Görenlerden duyduğumuz, Yaşar abi üç saat müzik sonrası gözleri kapalı çalmaya devam ediyor. Kendisiyle konuşamıyoruz… Tek çare kucaklamak… Kollarına girip götürmüşler.

Ben de kopuz çalarken uyandığımı hatırlarım. Rüyada, uykuda da devam eden şeyler var… Uykuda, normal zamanda ulaşamayacağımız yerlere ulaşılabiliyor. Menkıbelerde bazı mesajlar rüyada alınıyor. Çünkü günlük hayatta zihnimizi çok meşgul ediyoruz.

Satranç sanatçısı bir masada otururken karşısındakiyle briç oynuyor. Arkadakilerle de satranç oynuyor… Jonglörün tüm organları oynuyor.

Müşteri olalım.

Melis hanım da aramızda. Kendisinin akrilik topu var.

Melis Hanım ve akrilik topu
Melis Hanım ve akrilik topu

Gün 1 – Fatiha suresi

Fatiha Suresi, Kuranı Kerim’in özetidir denir. Ve ne kadar enteresandır, her rekat namazda tekrar edilir. Peki bu kadar tekrarın anlamı nedir? Yine modern bilim diyor ki ‘biz en küçük zaman boyutuna baktığımız zaman, hiç bir zaman aynı kişi değiliz, kan hücrelerimiz, nöronlarımız her an yenileniyor’.

Aşağıdaki metin  Rahmi Oruç Güvenç tarafından, 2 Mayıs 2017 günü, Yalova, Gökçedere’de süren 114 gün 114 Gece sema etkinliği sırasında yapılan bir konuşmadan deşifre edilmiştir.


R. Oruç Güvenç: 114 gün/gece semanın ilk günü Fatiha suresine ayrılmıştır.

Biz inancı kök olarak kabul edip de ellerimizi açıp ‘Elhamdulillâhi rabbil’alemin’ diye Fatiha’ya başladığımız zaman; ‘Alemlerin Rab’bine Hamd ederim’ diyoruz. Daha başlangıçta, sadece dünyamızdan bahsetmiyoruz, sadece güneş sisteminden bahsetmiyoruz, sadece bizim kainatimizdan bahsetmiyoruz, eskilerin ‘kehkeşan’ dedikleri sonsuz alemlerden bahsediyoruz.

Hamd kelimesi, şükürden daha şuurlu bir kelime, herhangi bir sebebe bağlı olmayan bir şükür. İçinde övme var, ululama var. Hamd kelimesini kullanarak; O’nun bu sonsuz alemlerin Rabbi olduğuna, O’nu ululayarak, müteşekkir olarak, kabul halinde yöneliyorum’ diye bir ifade var.

Sonra gelen ‘Errahmânir’rahim’, O Rahman ve Rahim’dir. Burada bağışlayıcılık var. Fakat Rahim’de daha bir özellik var; o bağışlayıcılığın inananlara öte alemdeki değerlendirmelere daha geniş açıdan bakacağını gösteriyor. Rahman daha genel, ama Rahim özel.

Mâliki yevmiddin; din gününün sahibi. Bunu iyi anladığımız zaman, ölüm korkusu diye bir korkunun daha ötesindeki bir problem çözücü anlayışa gidebiliriz. Kuantum fiziğinden yeni bir bilgi geldi; bilimsel olarak hayatın devam ettiğini bulmuşlar. Son yok! Pek çok insanın korkusu son ve bilinmezlik üzerinedir. Hayatın devamlılığı düşüncesi inaçla birleşirse, bir çok problem ve korkunun yok olduğu görülecektir.

İyyâke na’budu ve iyyâke neste’în: Hz. Mevlana Mesnevi’de “bu çok gizli bir formüldür’ der. İbadet edilecek mercî de O, birşey istenecek mercî de O. Ya Rabbi Sen’sin bu mercîler diyerek bu dua yerine geliyor. “Eğer sen hakikaten birşey istiyorsan, buna devam et” der Hz. Mevlana (iyyâke neste’în)
ihdinessirâtal mustakîm: Sıratel mustakîm öyle bir köprü ki; denge unsuru, doğru yol, dengeli yol, emniyetli yol, güvenli yoldur.

Bizi oraya ulaştır ve nimetlendirdiklerine bizi nail kıl.
Ve onların karşıtı değil ve delalete düşenlerden de değil.

Fatiha Suresi, Kuranı Kerim’in özetidir denir. Ve ne kadar enteresandır, her rekat namazda tekrar edilir. Peki bu kadar tekrarın anlamı nedir? Yine modern bilim diyor ki ‘biz en küçük zaman boyutuna baktığımız zaman, hiç bir zaman aynı kişi değiliz, kan hücrelerimiz, nöronlarımız her an yenileniyor’. Mesela sohbette içimize, şuurumuza bazı bilgiler geliyorsa, o bizim bilgi bedenimizi oluşturarak yeni şahsiyet oluşmasını sağlıyor. Onun için bir söz vardır; “sufi anın oğludur” derler. İçinde olduğumuz anı hissedebildiğimiz zaman varız. Onun haricindeki geçmişte kaldı, onun haricindeki gelecekte olacak. İşte Fatiha suresinin sigorta tarafı burada. Burada hem inancın yönelmesi ve bunun için gerekli formüller ve neyin ne şekilde teşekkül edeceğinin bizim tarafımızdan dile getirilmesinin, Allah tarafından gösterilmiş formülüdür.

Ankebut suresinde 45. ayette Cenab-ı Allah şöyle buyurur: “En büyük ibadet zikirdir”.  Nedir zikir? Şuurlu olarak bir anlayış, bir fikri tekrar etmektir. Zikir neyi hazırlar? Yûsuf-i Hemedânî Hazretlerinin Rubetül Hayat’ında belirttiğine göre zikir tefekkürü hazırlar. Tefekkür nedir? İlhami açıdan gelen doğru bilgidir. Demek ki zikir ilham yolunu açar. Daha geniş açıdan bakarsak ‘Kuran alemler için zikirdir’ buyrulur, o zaman Fatiha suresi açılıştır ve alemler için zikrin kısa bir formülüdür.

İşte tasavvuf erbabının eğitim için başvurduğu yollardan biri zikrullahtır, diğeri evradı şeriflerdir, daha ziyade salavatların çok olduğu dualardır. Ve bunların başlangıcında özel bir Fatiha okuma şekli vardır…


Rahmi Oruç Güvenç
2 Mayıs 2017
Yalova, Gökçedere

114 gün 114 gece sema

1 Mayıs 2017’de başlayarak, 23 Ağustos 2017’ye kadar kadar devam edecek 114 gün 114 gece sema yapılması planlanmıştır. Etkinliğimizin gün sayısı Kuran-ı Kerim’deki sure sayısından yola çıkılarak tayin edilmiştir. Esas prensip olarak semanın hiç durmamasına; müzik ve zikrin hiç susmamasına çalışılacaktır. Bunun için semazenler ve müzisyenler nöbetleşe görev alacaklardır.

Ahmet Eflaki’nin Ariflerin Menkıbeleri adlı eserinde Hz. Mevlana’nın üç gün üç gece, yedi gün yedi gece, on altı gün on altı gece ve kırk gün kırk gece hiç durmadan sema yaptığı yazılıdır.

Buradan hareketle, 1 Mayıs 2017’de başlayarak, 23 Ağustos 2017’ye kadar kadar devam edecek 114 gün 114 gece sema yapılması planlanmıştır.

Etkinliğimizin gün sayısı Kuran-ı Kerim’deki sure sayısından yola çıkılarak tayin edilmiştir.

Esas prensip olarak semanın hiç durmamasına; müzik ve zikrin hiç susmamasına çalışılacaktır. Bunun için semazenler ve müzisyenler nöbetleşe görev alacaklardır.