Birinci Temsili İznik Konsili (11 Aralık 2011): Birinci Barnabas Buluşması Açılış Konuşması

[…] İznik Konsülü’nde, en basit tabiriyle, üç yüzden fazla incil bir araya getiriliyor ve bunlardan dört tanesi kabul ediliyor diye biliyoruz.

Hristiyan alemi bugün [İznik Konsülü’nde alınan kararları] kabul formunda tuttuğu için de, münakaşaları kendi içinde, bunun dışarıya yansıması da, bu kabulle oluyor. Yani bugün Hristiyan alemi ana prensiplerini bu kabul edilen [incillerin muhtevası ile] dünyaya açıklıyor; Hristiyanlık budur diyor. Bugün makul olarak Hristiyanlığı kabul edecek olan veya kabul eden kişi de bu prensiplere iman etmek mecburiyetinde kalıyor.

[Bir Müslüman olarak buna yaklaşmaya çalıştığımız zaman, Kuran’ın başka şeyler söylediğini görüyoruz. Kuran’da Hz. İsa’nın Allah’ın oğlu olmadığı, idam edilmediği, Allah’ın kendisini aldığı söyleniyor.]

Peki, hangisi doğru? O zaman, İznik Konsülü’nü biraz araştırmak gereğini hissediyoruz. Bakıyoruz ki, I. İznik Konsülü MS 325 yılında imparator Konstantin tarafından organize edilmiş. Güzel. Bu konsülün ana konusu da Mesih İsa’nın gerçek tanrı olup olmaması. İskenderiye Kilisesi’nde başlayan anlaşmazlıkta Arius ortaya çıkıyor. Onun öğretisine göre İsa, dünyanın kuruluşundan önce Tanrı tarafından yaratılmıştır. Yani yaratılmıştır ifadesi var. Buna karşı çıkan Athanasius, İskenderiye Kilisesi’nin hizmetkarı, diyor ki, “Hayır, İsa yaratılmamıştır. Ezelden beri var olan Tanrı Baba ile aynı özü olan, gerçek Tanrı olarak kabul edilmesi gerekir.” İki grup bu problemi tartışmaya başlıyor. İznik’te toplanan [konsül], Mesih İsa’nın gerçek Tanrı olduğu fikrini pekiştiriyor. Buraya kadar böyle.

İslami tasavvuf açısından ve de madde alemine yönelik, fizik alemine yönelik mantığımızı kullandığımız zaman, biz Allah’ın ölümsüz ve ebedi olduğuna inanıyoruz. Her yerde, her şekilde, zamandan münezzeh olduğuna inanıyoruz.

Tarih Roma’nın Hz. İsa’yı öldürdüğünü kabul ediyorsa, o zaman Roma, tanrı öldüren mi oluyor? Tanrı öldüren nasıl olabilir? Ölümsüzü kim öldürebilir? O ölümsüzü öldürdüğü söylenen kişi hala yaşıyor mu? Hala yaşamıyorsa [o kişi ölümlüdür]. Ölümlünün ölümsüzü öldürmesi mümkün mü? Burada birçok paradoks oluşmaya başlıyor. Bu düşünce beni uzun zaman işgal etmiştir.

Barnabas İncili diye bir olay var. Fevkalade önemli. Avrupa’dan arkadaşlar Vatikan’ı aradılar. Vatikan’a sordular, “Barnabas İncili diye bir incil varmış. Ne diyorsunuz?” diye. Cevap şöyle: “Evet, öyle bir şey var ama aktüel değil”. Güncel değil. Yok demiyor, var. Ama kabul edilir pozisyonda değil.

Çok yakın bir geçmiş. Azize şahit. Birkaç hafta önce Almanya’da, bir arkadaşı evinde ziyaret ettik. Bizim öğrencimiz. Öğretmen kendisi. Kocası Almanya’da çok tanınmış bir teolog. Üstat. İznik konusunda Türkiye’de bir sempozyum yapılmış, O da gelmiş, bilgi vermiş, O’nun bilgilerinden istifade etmişler. Ben bu konuyu açtım, Barnabas’ı sordum. Bir kelime bilmiyor. Azize’yle hayretler içinde kaldık. Gitti internetten çıkarttı. İnternetteki bilgi nedir? “Hz. İsa’dan çok zaman sonra, İspanya’da yaşayan İslam kökenli bir kişi, rivayetleri toplamış ve Barnabas İncili’ni yazmış ve bunu da Hristiyanların İslamiyet’i daha iyi anlamasını sağlayacak bir döküman olarak sunmuş.” Alakası yok. ve Roma, Batı, Hristiyanlık alemi, bunu Barnabas olarak kabul ediyor. Bu, bize göre tamamen absürt.

En yetkili kişi bu şekilde biliyor. Ama Azize’nin düşüncesi şu: “Şimdi”, diyor, “yoğun şekilde Barnabas’ı inceliyordur.” Bir daha böyle bir imtihanla karşılaştığı zaman ne yapacak zavallı?

[…]

Barnabas İncili ile ilgili başka buyrultulardan da bahsediliyor. [MS] 382 Batı kiliseleri buyrultusuyla, [MS] 460’ta Papa İnnocentu buyrultusu ile tamamen yasaklanmış.

İmparator Zeno yönetiminin dördüncü yılı olan MS 478’de, bakın daha İslami tesir yok, Barnabas kalıntıları keşfedilmiş ve kendi eliyle yazılmış incilin bir nüshası göğsünün üzerinde bulunmuş.

Bu konuya ilgisi olanlar araştırabilirler. Şu anda, birisi British Museum’da, diğeri Washington’da Kongre Kütüphanesi’nde, iki nüshanın var olduğu biliniyor.

[Benim burada söyleyeceğim] şudur: İznik Konsülü’nde yüzlerce İncil reddediliyor. O yüzlerce incil, binlerce insanın rivayetinden toplanmış. Binlerce insanın vicdanında, hafızasında devam eden bilgiler bir hamlede silinmiş, yok sayılmış ve dört tanesi kabul edilmiş.

Bu kabülden sonra bulunan Barnabas İncilleri var. Veya başka inciller var. Kugran var, Tora var, Tibet İncili var, Matheos var, Maria Magdalena İncili var, Meryem İncili var. Daha sonra ortaya çıkan bu inciller, İznik Konsülü’nün tasnifine giremedikleri için onların da yok sayılması mı gerekiyor?

Dikkat edilirse, gerek Barnabas İncili’nde, gerekse İskenderiye Kiliselerinde okunan [incillerde] teslis düşüncesi, akaidi -üçleme; Allah, Allah’ın oğlu, Mukaddes Ruh; trinity diyorlar- yok. Üçleme, Hristiyanlığın şu anda en önemli prensibi. İskenderiye Kiliselerinde, MS 325’e kadar o incil okunuyor, Barnabas İncili. O incilde bu üçleme olayı yok. Daha sonra ortaya çıkıyor. Ve bu daha sonra ortaya çıkan şey, Hristiyanlığın temel prensibi oluyor. Bunun haricindeki her şey de yok ediliyor ve yasaklanıyor. O zaman onları taşıyan insanların vicdanları inkar ediliyor. Bilgileri inkar ediliyor. Onlara saygı gösterilmiyor. Onlar da öldürülmüş, katledilmiş oluyor. Böylesine acı bir tablo çıkıyor karşımıza.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.