Gün 16 – inanç, güven, yakınlık, doğru bilgi, tevhid, istiğfar

Aşağıdaki metin  Rahmi Oruç Güvenç tarafından, 17 Mayıs 2017 günü, Yalova, Gökçedere’de süren 114 gün 114 Gece sema etkinliği sırasında yapılan bir konuşmadan deşifre edilmiştir.


Bir rivayete göre bir hadis var; “Allah Dostları’nın anıldığı yere Rahmet yağar”.

Kuran-ı Kerim’de bir çok kavimlerin bu aleme geldiği yazılır ve bunlara ait malumat azdır. Bazılarının yasayış şekillerine göre bazı küçük örnekler yazılır ve bir çoğuna da peygamber gönderilmiştir. Peygamber gönderilen bu toplumlarda yaşayış formunda yanlışlıklar olduğu görülür. Bu yanlışlıklar, davranışlara intikal eden, yanlış anlayışlardan gelir. Putperestlik bunlardan bir tanesidir. Çünkü insana, inanç adı verilen çok yüksek bir yetenek verilmiştir. İnançta kabul vardır. Kabul olan yerde inkar yoktur. Ve kabulde teslimiyet vardır. Milyonlarca insanın takip ettiği büyük liderlerin özelliği de budur. Bu insanlar kabul ettikleri, güvendikleri için, ona uyarlar. İnanmak insanın biyolojisinde de olan bir hakikattir. İnanmak ile güvenmek arasında yakınlık vardır. İnanmak ve güvenmekle ihtiyacın karşılanması arasında da bir ilişki vardır.

Çocuk doğumda en yakın annesini görür. Annesi ona hayati ihtiyaçlarını sunar. Onun için güven bağlantısı kurulur. Güven olan yerde teslimiyet ile beraber yakınlık vardır.

Güveni tam olmayan kişilerin, güvenini sağlayacak olan mekanizma da tecrübedir. Peygamberler kavimlere zuhur ettiği, geldiği zaman, kavimler delalet içinde olduklarından önce bunları kabul etmek istemezler. Fakat Allah, peygamberlere çok özel bir yetenek ve imkan verir ki bunun adı mucizedir. Fakat bazı kişilerde inanma mekanizması tam anlamıyla çalışmadığı için mucizeyi görmüş olmasına rağmen inanmaz. Ve bunlara ait bilgileri de Kuran-ı Kerim’de Allah ‘münkirler’ olarak gösterir. Fakat nice kavimler vardır, başlangıçta inkarda olmalarına rağmen, bu gördükleri mucizeler veyahut da zihinlerini değiştirecek olan icraatlar onları inanca yönlendirir.

İnancın, güvenin çoğalması, güçlenmesi yakınlığı arttırır. Yakınlık arttıkça, perdeler azalır. Hz. Peygamberimiz buyurmuştur ki; “Gerçeğe varana kadar 90.000 perde geçtim”.

Şimdi düşünelim, meditasyon yapanlar vardır aramızda, çeşitli meditasyon teknikleri içinde, şuur değişikliğine ulaşanlar vardır. Şuur değişikliği gerçeklesen kişilerde meditasyon öncesi ve sonrası arasında algı farkı oluşur ve meditasyondan ayılıp da kendine gelen kişi, yeni şartlara adapte olmada biraz güçlük çeker, şaşkınlık geçirir. Bu biraz da derin uykuda olan bir kişinin uyanılmasında gösterdiği tepkiye benzer. Eğer bu çok kaliteli bir meditasyon veya dua ise, “ahh işte şimdi anladım!” der. Ama bir müddet geçtikten sonra, bakar ki yine tam değil. Bin perde geçmiştir ama geride 89.000 perde vardır.

İşte yakınlık arttıkça perdenin kalkma süresi ve sürati de artar. Bazen 10-15-20 perde birden kalkar; bazen 10.000-20.000 perde birden ortadan kalkar. Bu nasıl olur? “Yaptığınız iyilikler, kötülükleri giderir” der Cenab-ı Allah. Gerek Kuran-ı Kerim’in ışığıyla, gerekse sahih hadislerin ışığıyla yapılacak iyiliklerin ne olduğunun anlaşılması lazımdır.

Allah’ın bizden istediği iyi davranışları sadece bilmek, anlamak yetmez; onun içtenlikle uygulanması gerekir. Anlamak, şahsi -individuel- bir keyfiyettir, ama uygulamak toplumla ilgilidir. İşte o zaman birlikte yaşama idraki gelir. Nasıl birlikte yaşamak? Saygı, sevgi ve dostlukla yaşamak, paylaşmak, merhameti uygulamak, müşterek güzel faaliyetler yapılabilme ahengine girmek, öğrendiklerini isteyenlere nakletmek.

Ve böylece perde kalkışına hız vermek gerekir. Peki perde kalkınca ne olur? Hz. Ali, keremallahu vechehu, buyurmuştur ki “Perde kalksa, gördüğüm değişmez”. Demek ki O, başkalarının görmediği şeyleri görüyor. Onun için Hz. Peygamber buyurmuştur; “Ben ilmin şehriyim, Ali kapısıdır” diye.

Ve Hz. Ali şöyle söylemiştir; “El-ilmi nokta tun”, “İlim bir noktaydı, onu cahiller çoğalttı”. Şimdi bu sohbete biz nereden girdik;

Derviş Yunus gel imdi, ummanlara dal imdi” diyor. İşte o umman, genişlik ve sonsuzluk bilgisidir. Bilgi nereye götürür? Hz. Mevlana buyurmuştur; “Doğru bilgi sevgiyi oluşturur”.

Peki doğru bilgi nasıl bulunur?

Bir, nefis mülhime safasına ulaşırsa, ilham ile lütfedilen bilgi doğru bilgidir.
Diğeri de, özellikle sohbetlerde büyüklerden öğrenilipte, sunulan bilgiler doğru bilgilerdir. Çünkü, bunlar birinci derecede duyulup, inanılan ve doğru olarak bugüne kadar gelen bilgilerdir.

İşte bu doğru bilgilerle mücehhez olup, bugüne bu bilgileri bozulmadan taşıyan gönül sahiplerinin Allah dostları olduguna inanırız. Ve Allah dostlarının anılması rahmete vesile olur diyor Hz. Peygamber. İşte onların sözlerinden ilham alınarak yazılan ilahiler, kasideler ve şiirlerin burada okunması, onların anılmasına vesiledir.

Peki onların anılması, rahmete vesile ise, rahmet ne oluşturur? Rahmet, merhamet ve şefkat kavramlarının karşıtı nedir? Kin, öfke, hırs, kıskançlık gibi kavramlardır. Ve Allah, bunlardan uzak kalmamızı bize tavsiye eder. O halde rahmet pınarlarıyla gönül alemimiz, zihin alemimiz sulanırsa, ne çıkar ortaya? Egonun ötesinde, birlikte yaşama formülleri ve imkanları çıkar. Cenab-ı Allah buyuruyor; “sevdiklerinizle haşrolunursunuz”. Öte aleme yolculuk yapılıp da, varıldığı zaman ne görülecek o zaman? Sevdiklerimiz görülecek. Allah cümlemizi ona layık etsin.

O zaman sevgiye, aşka ulaşmanın formülleri bilgiden geçiyorsa, bilgiyi daha iyi tanımamız gerekir.

Bilgi, suje ile obje arasındaki ilişkidir. Epistomoloji diye özel bir bilim vardır; bilgi teorisi.

Peki, suje-obje; biz ve eşya, birbirimizden farklı mıyız? Madem ki Bakara Suresinde Allah; “nereye baksan Allah’in yüzü görülür” diyor, biz farklı görüyoruz ama temelde aynıyız. O halde bir şeye hor baktığımız zaman kime bakıyoruz? Birisine karşı kinlendiğimiz zaman, kime kinleniyoruz? Aynadaki kendimize. Daha öteye gidersek, Allah’a. O halde, düşünce ve duygularımızı, tevhid noktayı nazarından düzenlemeliyiz. Görebildiğimiz ve algıladığımız hiçbir şey Allah’tan ayrı gayrı değildir düşüncesi içinde olmalıyız. Bakın o zaman sevgi nasıl ceryan ediyor.

Bunları yaşayanlar bilir. O zaman ne oluyor? Uzaklık kalmıyor, yakınlık geliyor. Uzaklık cehalet ile, yakınlık doğru bilgi ile alakalı. Yakınlıkta, sevgi ve aşk var, birlik var, beraberlik var, güven var. Birlik içinde olan kişinin güvensiz olması mümkün mü? Biz kime neyi emanet edemeyiz? Kiminle birşeyi paylaşamayız? Güvenmediğimizle! Güven teşkil ettiği vakit, emaneti de veririz, paylaşırız da.

Ama güvenme, önce kendimize güvenmekle başlar. Onun için de eksik taraflarımızı bilmemiz gerekir. Cehaletimiz ve zannımız, eksiklerimizi bilmemize mani olur. O zaman yolumuzu açması için Cenab-ı Allah’a başvurmamız lazım:

Estağfirullah, Estağfirullah, Estağfirullah


Rahmi Oruç Güvenç
17 Mayıs 2017, sabah
Yalova / Gökçedere
Semahane

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.